26 Nisan 2015 Pazar
Klasik bir söz vardır. Çok gülen insan çok sey yasamıstır..
Bu doğru,yaşadığın kadar ti'ye alıyorsun bazı şeyleri. Kalbinin kırıldığı kadar,nefes aldığın müddetçe büyüyorsun..umutlarımın kendine acıdığı zamanı hatırlıyorum bazen. Hepsi teker teker kalbimin odalarını yumruklar içerisine gireni aforoz etmek için kendini feda ederdi.. Her sabah aynı güne uyanır yüreğimin otel odasındakine, hayalimde kahvaltı hazırladım ben. Her gün,her saniye!
Sonra geçti.. bitti sessizlik hakim oldu hayatıma. Tek bir ses yok ve etrafımdakiler parmak uçlarında geçirdi zamanlarını. Sessizlikte boğuldum,ses istedim. Her gece tavana bakıp tanrı figürü çizip dua ettim. Hıçkırdım.. en nefret ettiğim şey kendimle baş başa kalmaktı. İstediğimi sandığım,hakettiğime inandığım şeye çığlık attım. Çirkef bir küçük kız çocuğu olmaktan gurur duymak değildi tercihim. Fakat beynimdeki oyuncu kadrosunda bana bu rol uygundu. Start verildi.. Olmak istediğim değilde,kağıt üzerindekine adapte oldu bünyem. Öyle güzel oynadım ki rolümü kendimden başka herkesi sevdim,sevilebilme potansiyelini aynı cins insanlara yakıştırıp.Zıt kutuplarda eriyip gittim. İnancım sıfır,her gün yeniden başladım..
Sonrası malum her fırtına gibi bu da bazı tahtalara zarar verse de son bulduğunda kara parçasını bulduğumda gözüm. Kan şekerim düşmüş,güneş gözümü alıyordu. Derin bir nefes aldım. İnanmadıklarıma inanıp yemin ettim. Sevmem gereken önce ben,sonrası kaderimde yazılı olandı. Kaderimde yazılı olanı bulmak için ettiğim dualar elimi açmamla kabul oldu. Ve ben sadece ona çocuk oluyorum. Diğerlerine hala çirkef bir küçük kız...
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder