28 Nisan 2015 Salı

Hayalet kendini.. üzerinde upuzun bir elbise banka oturmuş,gözlerini kapamışssın. Bir yönetmenin gözünden bak kendine. Bir evin,tarzın,ailen,kişiliğin.. ve bu etmenler sonucunda yaşadığın bir hayat var,her gün başka bir olay kapını çalmış. Gülerken,ağlamış,bir yandan göz yaşlarını silerken diğer yandan denizdeki sonsuzluğu bulacağına inanmışssın.. ve hala ciğerlerine dolarken oksijen,sana tekrar soruyorum. Eğer bir yönetmen olsaydın,kendi hayatını filme çeker miydin? Şayet kendi hayatına seçilerek girseydin,alınır mıydın? Kısacası o lanet sınavdan geçebilir miydin! Şimdi sana şunu diyorum. Buna sevinmen gerek. Mükemmel bir senaristin yazdığı,yönetmenin de aynı mükemmellikle çekimlerini gerçekleştirdiği bir hayata seçildin. Üstelik başroldesin. Sınava tabii tutulmadan en uygunu sen olduğuna inandı yönetmen. Böyle bir şans herkese vurmazdı,ve sana çarptı. Şimdi ayağa kalk ve sarsıl. Başroller hiç bir zaman yıkılmaz,sadece izleyiciyi kandırır kaybettin sanarken farkını ortaya koyarlar. Kaybetmedin,baş roldesin. Ve bu kadar mükemmel bir yönetmen senin yolunu değiştirecektir. Hem başaramasan başrol sen olmazdın değil mi? Filmi samimi oyna sonuçta 'seni herkes gururla izliyor'. Orada ki deniz sen bakacaksın diye dalgalanıyor. Sahneler özenilerek hazırlanıyor. Korkma! 'Bu fotoğrafı bana yollayan arkadaşıma çok teşekkür ediyorum' İyi ki varsınız.

27 Nisan 2015 Pazartesi

Yaşamı boyunca mükemmel bir kadın arayışı yüzünden bakir kalmış bir adam duymuştum. Yetmiş yaşındayken birisi şöyle sordu: "Seyahat edip durmaktasın; New York'tan Katmandu'ya, Katmandu'dan Roma'ya, Roma'dan Londra'ya arayıp duruyorsun. Bir tane bile mükemmel bir kadın bulamadın mı?" Yaşlı adam çok hüzünlendi. "Evet, bir seferinde buldum. Bir gün, çok uzun zaman önce mükemmel bir kadınla karşılaştım." Soruyu soran kişi, "O zaman ne oldu? Niçin evlenmedin?" diye sordu. Üzüntülü bir şekilde, "Ne yazık ki o mükemmel bir erkek arıyordu" dedi. Osho'nun bir kaç kitabını okuyup kişisel gelişime meraklı biri olduğumdan da dolayı çok beğenmiştim. Sonrasında 'Zest Coaching' adlı sitede gezinirken çok güzel bir yazının ardından bu metni gördüm. O an kendimi sorguladım.. Hepimiz mükemmelliyet uğruna ne çok şey kaybediyoruz değil mi? Umarım bana kattığı kadar sizede faydası olur bu satırlar. Kalbinize,aklınıza işler.. Hayatınızda bir sevgi bulup uğrunda mutlu olursunuz. Basit yaşayıp,mükemmeliyeti orada bulursunuz. Bu arada 'Zest Coaching' çok faydalı olduğuna inandığım kaynak gibi gördüğüm bir site. Uye olmanızı tavsiye ederim. Sevgilerle Kalın.
Annesinin karnında küçük bir cenin. Dünyaya gelmek için sabırsızlanan ve kemikleri diğer cinsine göre zayıf olan varlık.. Bu biyolojik farklılıktan haz duyarak geldi,çıktı anne karnından. 'Evinin tek naziği ilk göz ağrısı oldu' ama bir sorun vardı.. yaşadığı çevrede üzerindeki onu mutlu eden kıyafete iğretiyle bakıldı.. anlayamadı. Babası gözünün içine baktı ergenlik çağına kadar,beynine çevre faktörlerini enjekte etti. Varlık büyüdü.. artık bir bireydi. Çılgındı,durdurulamazdı.. Masumluk yoktu belki artık bakışlarında. 'Elalem' denen topluluk bir şeyler diyordu,onunda kulağı vardı ama duyamıyordu. Abisi koruyordu kardeşini ama evde koruyordu.. düşündü beni kimden ne için korurken benim duyamadığım eleştrileri duymak trajikomik miydi? değildi. Ezan okunmadan evde oldu,gece oldu yıldızlara bakamadı önüne baktı ve hızla evinin kapısını açtı karşısında abisi nefret dolu bakışlarını salyasıyla birleştirip vurdu. Konuşamadan,yaşayamadan,yıldızlara bakamadan ve en önemlisi yirmi dört saati evre evre sindiremeden içine o beyaz tül geçirildi üzerine.. kırmızı bir kemer belinde 'temiz olduğuna işaretti.. diğer semboller gibi. Abisi bağırdı ve tuttu kardeşini.. gülerek para istendi,içkiler havada gezdi. Ve hala ne olduğuna anlam veremeyen 'o' gitti. Alkışlarla,törenlerle.. Şimdiki sahip 'benimsin' dedi. Ama bunu severek demedi.. 'O' hükümdarıyla ya hayatını sadece oksijen alıp karbondioksit vermek sandı.. ya da sonsuzluğa uğurlandı. Ve bizde bunları o karakutudan vah vah diyerek izledik.. her insan gibi.. Fakat o Kadın'dı.. Şimdi soruyorum size töre,kadın,şiddet,taciz,ve bir çok iğrenç olayı normal sayan biz insanlık değilmiyiz. Din adı altında Kadına malıymış gibi davranan ona tabular yerleştiren ve sembollerle harmanlayan biz değilmiyiz? 'Dinimiz bunu demiyor! Bunu siz diyorsunuz! Erkeğin bir kemiği bile koruyup kollasın, emaneti gibi baksın diye kalınken,böyle yaratılmışken bunu güç gösterisi yapan bu insanlık. Kadın ne cinsel obje,ne topuklu ayakkabı ne de temizlikle yükümlü olan bir canlı. O karnının içerisinde bir dünya daha taşıyan,ayakları dimdik yere basan insan. Sen ondan doğdun. Bu kadar olaylardan sonra ben sadece içimi döktüm. Belki bir şeyler değişir. Belki değer görür. Ve artık kadın sığınma evlerine ihtiyacımız olmaz. Sevgilerle Kalın. Arkadaşım Buse Kumaş'a buradan teşekkür ediyorum fotoğrafta bana katıldığı için ve yalnız olmadığımı biliyorum.

26 Nisan 2015 Pazar

Klasik bir söz vardır. Çok gülen insan çok sey yasamıstır.. Bu doğru,yaşadığın kadar ti'ye alıyorsun bazı şeyleri. Kalbinin kırıldığı kadar,nefes aldığın müddetçe büyüyorsun..umutlarımın kendine acıdığı zamanı hatırlıyorum bazen. Hepsi teker teker kalbimin odalarını yumruklar içerisine gireni aforoz etmek için kendini feda ederdi.. Her sabah aynı güne uyanır yüreğimin otel odasındakine, hayalimde kahvaltı hazırladım ben. Her gün,her saniye! Sonra geçti.. bitti sessizlik hakim oldu hayatıma. Tek bir ses yok ve etrafımdakiler parmak uçlarında geçirdi zamanlarını. Sessizlikte boğuldum,ses istedim. Her gece tavana bakıp tanrı figürü çizip dua ettim. Hıçkırdım.. en nefret ettiğim şey kendimle baş başa kalmaktı. İstediğimi sandığım,hakettiğime inandığım şeye çığlık attım. Çirkef bir küçük kız çocuğu olmaktan gurur duymak değildi tercihim. Fakat beynimdeki oyuncu kadrosunda bana bu rol uygundu. Start verildi.. Olmak istediğim değilde,kağıt üzerindekine adapte oldu bünyem. Öyle güzel oynadım ki rolümü kendimden başka herkesi sevdim,sevilebilme potansiyelini aynı cins insanlara yakıştırıp.Zıt kutuplarda eriyip gittim. İnancım sıfır,her gün yeniden başladım.. Sonrası malum her fırtına gibi bu da bazı tahtalara zarar verse de son bulduğunda kara parçasını bulduğumda gözüm. Kan şekerim düşmüş,güneş gözümü alıyordu. Derin bir nefes aldım. İnanmadıklarıma inanıp yemin ettim. Sevmem gereken önce ben,sonrası kaderimde yazılı olandı. Kaderimde yazılı olanı bulmak için ettiğim dualar elimi açmamla kabul oldu. Ve ben sadece ona çocuk oluyorum. Diğerlerine hala çirkef bir küçük kız...
Sigara kullanmam dumanını içime hayatta çekemem ben! Kendime zevk adı altında zehir solutamam. Ama buraya adımımı atmamla birlikte akciğerlerim nikotini sanki yıllardır tanıyor. Ve ben aradığımı buluyorum. Deli gibi bir boşvermişlik,kafamı yaslayıp duvara, dumanın içime işlemesini istiyorum. Kendimi sorguluyorum. Kahkahalarım birbirine karışıyor,hırçınlaşıyorum. Camdan dışarısını izleyince bu kalabalıktan ürküyorum. Üstümdeki salaş kıyafetlere sindiriyorum hiçliği. Yapmayın! acı çekmiyorum ve gene dumanı bilmiyorum ben. Ürktüğüm sessiz çığlığı duvara yasladığım o soğuk duvarda duyuyorum sadece.. Duymak için buradayım,nefes almamın nedenini burada buluyorum ve bir daha uzun bir soluk alıyorum. Çayı getiriyor garson,kokusuyla tebessüm ediyorum. sevgiler. Yer: Simurg Kültür Ve Sanat Kafe
Hepimiz Alice'iz ağaç kavuğunun altında bizi bulan bir tavşan gizemli yerlere koşturtuyor bizi. Merakımıza yenilip uçurumlardan yuvarlanıyoruz. Saçları dağılan,makyajsız bir doğada kendimizi buluyoruz. Yolun sonunu bilmiyoruz.. Korkarak,keşfederek,rüzgarın suratımızı delip geçmesine saygı duyuyoruz. Kendimizden büyük düşüncelerimiz. Hayat bizden gizemli,masumluk maskesini takıp sevdiriyor kendini bize. Onun bize bir çocuğa yaklaşır şefkatle bizi sevmesi gerekirken,kanayan dizlerimize bakmaksızın seviyoruz hayatı.. Hala kabuk bağlamadı dizlerimiz. Peki ya evladımız hayat saklambaç oyununu hala ebeleme dimi? Sevgiler.

24 Nisan 2015 Cuma

Bugun 'Simurg Kültür&Sanat Kafe'de aşk çayı içiyorum. Garsonun 'yani şuan ki çok sevdiğim arkadaşımın tavsiyesi üzerine içtim. Mükemmeldi. Şahsen ben buraya gidince huzur buluyorum. Kapıyı açmamla plaklarla dolu bir duvar karşılıyor insanı,uzun bir merdiven.. Kulakta klasikleşmiş en iyi müzikler ruhumu okşuyor. Kafe sahibinin yaptığı tablolar insanı şoka sokuyor.. Harcanıyor bu adam burada diyorsunuz. Her şey otantik,her yer kitap burada. Ünlü isimler gelip notlar bırakmış nereye dönsem bir not bir anı.. Şiirlerle bu şekilde kahvenizi yudumluyorsunuz. Bir gün şans eseri görürseniz bu kafeyi. Hiç düşünmeden girin. Belki karşılaşırız ne dersiniz?